Antalya Rock

Antalya Rock Sitesine Üye Ol!
Rock Antalya Oluşumu Hakkında
Rock ve Metal Müzik Haberi Eklemek İçin!
Facebook Sayfasına Üye Ol

Amon Amarth – İsveç

Amon Amarth, 1992 yılında kurulmuş İsveçli melodik death metal grubu. İsmini J.R.R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi serisinde yer alan Hüküm Dağı’ndan (Amon Amarth, ingilizce Mount Doom) alırlar. Şarkı sözleri Viking efsaneleri temalıdır. Bu sebeple yaptıkları death metal müziği Viking metal olarak da adlandırırlar. Şarkılarında İskandinav mitolojisinin etkileri rahatlıkla gözlenebilir.

Kökleri Viking mitolojisine ve Deathmetal e sımsıkı bağlanmış olan AMON AMARTH 1992 yılında Stockholm’un güneyinde Tumba (Isveç) adındaki küçük bir yörede ortaya çıktı.İsmini Tolkien’in Orta Dünyasında, Mordor daki dağdan (Amon Amarth) alan grup kurulduğu tarihten itibaren birçok melodi ve armoni içeren; Vikingleri ve Kuzey tanrılarını anlatan parçalar yazmaya başladı.AMON AMARTH ı diğer Deathmetal gruplarında ayıran ve bugün bulunduğu yere getiren en büyük farklılık ta buydu…

Vokalist Johan Hegg niçin bu konuyu işlediğini; “Viking teması ve Iskandinav mitolojisi benim için daha çok bir hayat felsefesi haline geldi.” şeklinde açıklıyor. Grup kurulurken elemanlar kendi aralarında kendi müziklerini yapmak,eğlenmek için bir araya geldi hatta yapılan açıklamalara göre grup kurulduğunda büyük hedefleri yoktu ve Isveç piyasasından çok küçük bir pay almayı ve ülke gençleri tarafından tanınmayı bile kendileri için yeterli görüyordu.

Grup 1993 yazında Lagret Studios’a girdi ve grubun hiçbir zaman yayınlanmayan demosu “Thor Arise” ı kaydetti.Grup bu kayıdı yeterince güçlü görmüyordu ve dünyada bu şekilde tanınmak istemiyordu.

Demo’nun tracklisti;

1. Risen From The Sea 2. Atrocious Humanity 3. Army Of Darkness 4. Thor Arise 5. Sabbath Bloody Sabbath (Black Sabbath cover)

şeklindeydi ve şu anda hit olmuş birçok parçayı içeriyordu.Grup daha sağlam birşeyler ortaya çıkarmak için yeni prova ve çalışmalara başladı ve tekrar stüdyoya girdi.Sonuç olarak ortaya ikinci demo “The Arrival Of The Fimbul Winter” çıktı. Bu demo birinci demoya göre gerek yakaladıkları sound gerek müzikalite bakımından daha tatmin ediciydi ve grup bu demoyu underground piyasaya sürmek için arayışlara başladı.Alınan cevap mükemmeldi.Grubun bu demosunu satmak ve haklarını güvence altına almak için Pulverised Records (Singapur) grupla bağlantı kurdu.

Grup 1995 yılının Kasım ayında 5 günlüğüne Peter Tägtgren (Hypocrisy) e ait olan The Abyss Studios’a girmeye karar verdi ve bu süre içinde “Sorrow Throughout The Nine Worlds” albümü kaydedildi.Bu albüm 3 yeni parça ve ikinci demodan tekrar kaydedilmiş 2 parça içeriyordu.Albüm, 1996 Nisan ında piyasaya sürüldü ve grubun dünya çapındaki kariyeri daha da sağlamlaştı.Albümün piyasaya çıkışından 2 ay sonra davulcu Nico gruptan ayrıldı ve yerine Martin Lopez gruba dahil edildi.Bu andan sonra Amon Amarth’a birçok plak şirketinden teklif geldi ve grup bunların içerisinden Metal Blade ile anlaşmayı tercih etti. 1997 yılının Mart ayında grup, Metal Blade deki ilk albümü “Once Sent From The Golden Hall” i Peter Tägtgren ile kaydetmek için tekrar The Abyss Studio’ya girdi.Kayıt sonuçları AMON AMARTH’ın Swedish Death Metal sahnesinin en hiddetli ve agresif gruplarından birisi olacağını daha o zaandan kanıtlıyordu.

“Once Sent From The Golden Hall” albümünün kaydından sonra gitarist Anders Hansson gruptan ayrıldı.Grup bir ay sonra Deicide, Six Feet Under ve Brutal Truth ile turneye çıkacağı için acele gitarist arayışına girdi ve Johan Söderberg gruba dahil oldu.Grup artık iyice sağlamlaşmıştı.Haziran 1998 de çıkılan turnede grup en üst düzeye ulaştı.Aynı yıl içinde davulcu Martin Lopez kariyerini OPETH de sürdürmek için gruptan ayrıldıve boşluğu Fredrik Andersson (ex-MARDUK) ile dolduruldu.Bu grubun son eleman değişikliği oldu ve 1999 yılının şubat-mart ayları boyunca tekrar The Abyss Studios a girerek “The Avenger” albümü kaydedildi. 7 parçalık albümün kayıtları esnasında herhangi bir prodüktörle çalışılmadı. Death ve Black metal tarzları; Viking etkileşimi ve brutal altyapı ile sağlamlaştırılarak harika bir albüm ortaya çıkarıldı.Grup albümün tanıtımı için Morbid Angel ın headliner olduğu birkaç festivale çıktı.

2000 Kasımında The Abyss Studios un kapanması söz konusu olunca grup yeni kayıt için aceleci davrandı.Çok kısa bir sürede “The Crusher” albümü oluşturuldu.”The Crusher” AMON AMARTH’ın şimdiye kadar kaydettiği en brutal albümdü.Bu albüm gruba daha çok turneye çıkabilmesi için fırsat verdi.Grup artık bir çok ülkeden festivallere çağırılıyordu ve grup headliner olduğu ilk festivale Danimarka ve Almanya’da; Purgatory ve Seirim gruplarıyla çıktı.Turne büyük bir başarıyla sonuçlandı ve AMON AMARTH bu turne sayesinde Almanya’da yeni binyılda (2001 Ocak) sahneye çıkan ilk metal grubu olarak kayıtlara geçti.AMON AMARTH bu konserden sonra MARDUK ve VADER gibi devlerle birlikte No Mercy Festivals e katıldı ve bu festivalden sonra Marduk’un 2001 deki Amerika turlarını desteklemeye karar verdi.Fakat sponsorlar bulunamadığı için tur Ocak 2002 ye ertelendi.Grup 2002 yi beklemedi ve kendilerinin ilk Amerikan turnesine Diabolic (Tampa, Florida) in desteğiyle çıktı.Turne harika bir şekilde devam ediyordu fakat kordinatörler turneyi bir hafta gibi kısa bir sürede durdurdu ve AMON AMARTH Isveç’e geri döndü.Grup, Isveçli Death/Gore efendisi VOMITORY’ye Avrupa turu teklifinde bulundu.Teklif kabul edildi ve AMON AMARTH tekrar yollara düştü.Tur sırasında yeni albüm için birşeyler hazırlanmaya devam edildi.

Ağustos 2002 de grup 2. kez WACKEN OPEN AIR’e çıktı ve şov yaklaşık olarak 12.000 kişi tarafından izlendi ve yapılan röportajlarda herkes konserden son derece memnun olduğunu açıkladı. Grup WACKEN’dan çıkar çıkmaz “Versus the World” ü kaydetmek için 7 Ağustos’ta kendini stüdyoya attı.Uzun zamandan beri Peter Tägtgren stüdyosunu kendisine ayırdığı ve başka grupların kayıt işleriyle uğraşmadığı için grup, Malmö’deki Berno Studio’da çalışmaya başladı ve bu harika bir seçimdi.Stüdyonun Isveç metal sahnesinde mükkemmel bir ünü vardı.AMON AMARTH Berno (mühendis ve stüdyo sahibi) veya Henrik (mühendis) ile çalışırken hiç bir zorluk çekmedi ve bu yeni stüdyo grubun müzikal yapısına yeni bir boyut kazandırdı.Kayıtlar sırasında grup ara verip Almanya’ya ve Summer Breeze festivaline geziler düzenledi ve buralarda mükemmel bir şekilde karşılandı.Yeni albüm 18 Kasım da piyasaya sürüldü.Albümün sınırlı sayıdaki “Viking” baskısı ise grubun hiç yayınlanmamış eski demolarını içeriyordu ve bu albüm grubun kariyerindeki kilometre taşlarından birisi oldu.Albümün tanıtımı için 3 Amerika ve 2 Avrupa turnesine çıkıldı.

AMON AMARTH’ın yeni albümü “Fate Of Norns” da bir önceki albüm gibi Bernö Studios da kaydedildi.Bu albüm ve diğerleri arasındaki fark sorulduğunda Mikkonen; “Biraz klasik kaçacak ama albümde yakalanan sound süper ve şarkılar diğerlerine göre çok daha güçlü.Johan Söderberg’in şarkı yazımına katkısı öncekilere göre çok daha fazla oldu ve bu da müziğe yeni bir tat ve bakış açısı kazandırdı.Stüdyoya girdiğimizde birçok şarkının yazımı henüz tamamlanmamıştı ve stüdyoya girince farklı birşeyler çıkarabilir miyiz diye merak ettik.Düşündüğümüz gibi oldu ve Bernö sayesinde müzik çok farklı bir noktaya geldi.Bu Prodüksiyonda diğer hiçbirisinde harcamadığımız kadar enerji harcadık.” şeklinde açıklıyor.

Diskografi
Thor Arise (1993)
The Arrival of Fimbul Winter (1994)
Sorrow Throughout the Nine Worlds (1996)
Once Sent From the Golden Hall (1998)
The Avenger (1999)
The Crusher (2001)
Versus the World (2002)
Fate of Norns (2004)
With Oden on our side (2006)
Twilight of the Thunder God (2008)
Videografi
Death in Fire(Konser Video) (2003)
Pursuit of Vikings (2004)
Wrath Of The Norsemen(Tüm Konserler 3DVD) (2006)
Cry Of The Black Birds
Runes To My Memory
Twilight of the thunder god
Guardians of Asgaard

Grubun resmi web sitesi: http://www.amonamarth.com/

http://tr.wikipedia.org/wiki/Amon_amarth adresinden alıntıdır.

The Beatles – İngiltere

The Beatles, İngiltere’nin Liverpool kentinde kurulmuş müzik grubudur. Gelmiş geçmiş en büyük müzik grubu olarak bir kült haline gelmiştir. The Beatles hem sanatsal hem de ticari başarılarıyla tarihte büyük bir üne kavuşmuştur. Modadan müziğe kadar geniş yelpazede bügünkü gelişime payları büyüktür. Grup, birçok satış rekoru kırmıştır (yaklaşık bir milyar plak) ve elliden fazla şarkısıyla liste başarısı göstermiştir. ABD’de büyük başarıya ulaşmış ilk İngiliz grup olmuştur.

The Quarrymen

John Lennon 1950′lerde Elvis Presley gibi sanatçılar sayesinde rock ‘n roll’la ilgilenmeye başlamıştı. Sanatçı arkadaşı Pete Shotton ile birlikte 1956′da The Quarrymen adlı bir grup kurar. Daha sonra gruba Bill Smith katılır. Gruptaki elemanlar enstrümanlarında yetersiz oldukları için hep değişmekteydi. 6 Temmuz 1957′da bir partide John Lennon, Paul McCartney ile tanışır. Kısa süre sonra Lennon’dan gruba katılması için teklif alır ve bunu kabul eder. Grupta eleman değişiklikleri devam ederken 1958 gruba genç gitarist George Harrison katılır. Grup 1958′de bir demo kaydeder. Demoda That’ll Be the Day adlı bir cover parça, bir tane de McCartney / Harrison bestesi In Spite of All the Danger vardır.

The Beatles’ın temelleri, Almanya günleri

Grup 1959 Eylül’ünde dağılır.Harrison başka bir gruba gider, McCartney ve Lennon beraber çalmaya devam ederler. 1960′da tekrardan biraraya gelen üçlü yanlarına Lennon’ın çocukluk arkadaşı Stuart Sutcliffe’i alırlar. Grup daha sonra The Sickless adıyla çalmaya devam etmek isterken Dağıl McCartney’nin önerisiyle ritim anlamına gelen “beat” sözcüğüne gönderme olsun diye grup The Beatles adını alır. Grup daha sonra davula Pete Best’i alır ve bir süre Almanya’da çalarlar. Önce Harrison yaşı hakkında yalan söylediği için sınır dışı edilir. Daha sonra bir yangın dolayısıyle Best ve McCartney sınır dışı edilir. Grup şarkıcı Tony Sheridan tarafından teklif alır ve onunla çalmaya başlar. Tony Sheridan and the Beat Brothers olarak Almanya’da listelere girerler ve tekrar Almanya’da çalmaya başlarlar. Hamburg’ta verilen son Almanya konseri sonrası Sutcliffe, Almanya’da kalmaya karar verir ve dörtlü İngiltere’ye döner. Böylece bas gitara Paul McCartney geçer.

İlk kayıtlar ve davulcu problemi

Grup İngiltere’ye dönünce Almanya’da tanıştıkları Brian Epstein’la menejeri olarak anlaşırlar. 1962′de eski üyeleri ve arkadaşları Stuart Sutcliffe’in beyin kanamasından ölüm haberini alırlar. Grup ve Epstein bir çok firmaya giderler ama müziklerinin modası geçmiş olduğu iddiasıyla kimse tarafından kabul edilmezler. En sonunda EMI yetkilisi George Martin onlarla bir senelik anlaşma imzalar. Gerçekten Martin onların müziklerinden çok kişiliklerini beğenmiştir. Pete Best ise hem Epstein hem Martin tarafından beğenilmemişti. Davulcunun klasik Beatles saç şeklini kabul etmemesi ve hastalık yüzünden bazı konserlere katılaması sorun olmuştu. En sonunda Beatles üyeleri onun ayrılmasına karar vermişlerdi. Daha sonra Beatles üyelerinin daha yakından tanıdığı Ringo Starr bateriye alındı.

İngiltere’de Beatlemania

Beatles ilk single’ı “Love Me Do”‘yu 1962′de çıkardı ve listelerde 17. sıraya yükseldi. İkinci single Please, Please Me ise 2.liğe kadar çıktı. İlk albüm Please Please Me Mart 1963′te çıktı. Böylece Beatlemania adı verilen Beatles çılgınlığı İngiltere’de başladı. From Me To You single’ı ise Beatles’ın ilk bir numara hiti olmuştu.

2 Şubat 1963′te grup ilk turnesine çıktı. Dört haftalık şovda, turneye çıktığı isimler arasında en küçüğü The Beatles olsa da turne sonunda herkesten rol çalmışlardı. Üç hafta süren ikinci turnede grup iki Amerikan şarkıcıyla sahneyi paylaşmış ve ilk kez Amerikalı şarkıcılardan daha ilgi çeken ilk İngiliz grubu olmuştu. 1963 sonuna dek iki turne yapan Beatles’ın ünlü logosu da bu dönemde yaratılmıştı.

Amerika günleri

1963 sonlarında Beatles’ın önceki single’ları ve yeni şarkıları She Loves You, Amerika’da yayınlandı. Ancak bu şarkılar bir heyecan yaratmadı. Ancak Epstein’ın isteği ile I Want to Hold Your Hand şarkısı yayınlandı ve klibi tüm Amerika’da gösterilmeye başlandı. Radyolar bu şarkıyı çalmaya başladılar ve on gün içinde bir milyon kopya satmayı başardı. Beatles, Amerika’da televizyon programlarına da çıkmaya başladı.

Grup Amerika’ya ilk geldiklerinde havaalanında 3000′e yakın dinleyici bekliyordu. Amerka’daki ilk canlı programa George Harrison hastalığı yüzünden çıkamamıştı. Beatles’ın ilk canlı programını Amerika’da yaklaşık 74 milyon kişi izledi. Beatles’ın ilk albümleri birkaç değişiklikle Introducing… The Beatles ve Meet The Beatles! olarak yayınlandı. 1964′te A Hard Day’s Night adlı ilk Beatles filmi yayınlandı. Beatles üyelerinin oynadığı bu komedi filmi iki Oscar adaylığı kazandı ve film şarkıları aynı isimli albümde yayınlandı. Grup 1964′te ikinci Amerika turnesine çıktı. Her konsere 10-20 bin kişi katıldı ve Beatles bilet satışlarında bir milyon dolar kazandı.

1965′te de ikinci film Help! yayınlandı. Bu filmin de şarkıları aynı isimli albümde yayınlandı. Bu film çekimleri sırasında da Beatles uyuşturucu kullanımına devam etmişti.

Problemler

Grup 1966′de Revolver albümünü yaptı ve büyük bir müzikal değişimi gösterdi. Artık rock sound’u daha öne çıkıyordu. Özellikle Tomorrow Never Knows ve Yellow Submarine gibi şarkılarda bulunan ses efektleriyle The Beatles Psychedelic müzik yapmaya başlamıştı. Albüm sonrası dünya turnesine başladılar. Grubun 1966 Asya turnesi çok sorunlu başladı. Japonya konserlerinin Nippon Budokan’da verilecek olması sağ görüşlü Japonlar tarafından orasının bir dövüş sanatları merkezi olması nedeniyle protesto edildi. Bu yüzden konserler yoğun bir polis koruması altında gerçekleştirildi.

Haziran 1966′da Filipinler’e giden grup, devlet başkanının eşi tarafından kahvaltıya çağırıldı. Ancak Epstein, grubun böyle resmi davetleri kabul etmediğini söyledi. Bu karar televizyon kanallarında yayınlanınca ülkede büyük bir öfke uyandırdı. Beatles ülkeden ayrılırken, koruma için polis verilmedi ve Beatles ekibi saldırıya uğradı.

Daha sonra Amerika’da yapılan bir röportajda John Lennon, o ünlü sözü söyledi; “The Beatles şu anda İsa’dan daha popüler”. Şaka amaçlı söylenen bu söz İngiltere’de Lennon’ın esprili açıklamalarına alışkın olduklarından problem olmadı ancak Amerika’da büyük sorun oldu ve Beatles plakları yakılmaya başladı. John Lennon daha sonra özür dilediğini söylediyse de öfke dinmedi. 2008′de Vatikan, John Lennon’ı sözlerinden dolayı bağışladığını açıkladı.

11 Ağustos 1966′da Amerika’daki son turneye çıktılar. 29′da sona eren turne sonrası John Lennon, “How I Won the War” filminde rol aldı ve Yoko Ono ile tanıştı, Paul McCartney “The Family Way” filminin müziklerini yaptı, George Harrison Hindistan’a gidip sitar dersleri almaya başladı.

Psychedelic dönem

Bu zamandan sonra grup stüdyo albümlerini kaydetmeye odaklandı. Revolver’dan 7 ay sonra Abbey Road stüdyolarında 129 gün sürecek albüm kayıtlarına başladılar. 1967′de ise Beatles’ın en iyi işi olarak görülen Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band albümü yayınlandı. Albümde Revolver’da kullandıkları ses tekniklerini yeni buldukları yöntemlerle zenginleştiriyorlardı. Albümün sözlerindeki uyuşturucu etkileşimli sözler de dikkat çekmekteydi.

24 Ağustos 1967′de Beatles Maharishi Mahesh Yogi ile tanıştı. Bir kaç gün sonra Galler’de ilk toplantılarına başladılar. 27 Ağustos 1967′de grubun menejeri Brian Epstein 32 yaşında uyuşturucudan öldü. Grubun lideri konumundaki John Lennon, Epstein ile en yakın ilişkisi olan kişiydi ve onun ölümüyle birlikte grup liderliği ve yönetimindeki çabasını yitirdi. Lennon’ın bu isteksizliğine karşı McCartney ise grubu devam ettirme için çabalamaya başladı.

26 Aralık 1967′de grup üyelerinin oynadığı film Magical Mystery Tour yayınlandı. Renk karmaşası içindeki film iyi eleştiriler toplamadı. Grup filmdeki şarkıları aynı isimli albümde yayınladı.

1968′de grup üyeleri Hindistan, Rishikesh’e gitti ve Maharishi ile uzun süre meditasyon hakkında çalışmalar yaptı. Bu dönemde Lennon, McCartney ve Harrison sonraki iki albümde bulunacak bestelerini yapmaya başladılar. Döndüklerinde Lennon ve McCartney Apple prodüksiyon şirketini kurduklarını açıkladılar. Ancak grup, Epstein’ın ölümü ve grubun işletme konusundaki tecrübesizliği nedeniyle iş konusunda sorunlar yaşadılar ve bu grubun müzikal birlikteliğini de olumsuz yönde etkiledi. Aynı sene Yellow Submarine çizgi filmi de yayınlandı. Bu film de bundan önceki filmleri gibi iyi eleştiriler toplamadı.

The Beatles albümü

Amerika’ya döndüklerinde The Beatles adındaki The White Albüm olarak da bilinen albüm için çalışmalara başladılar. Ancak bu çalışmalar yanında bir çok kavga getiriyordu. Ringo Starr 4 şarkının kayıtlarına girmedi ve Paul Mc Cartney onun yerini doldurdu. John Lennon’un eşi Yoko Ono’nun da stüdyonun her aşamasında grupla olması sorun oluyordu. 1966′da tanışan ikili 1968′de çıkarttıkları Unfinished Music #1: Two Virgins albümünden sonra birbirlerinden hiç kopmamaya başlamıştı. Daha önce grup kayıtlarına kız arkadaş ve eşlerin getirilmemesi kararını alan grup üyelerinden John Lennon, Yoko Ono’yu kayıtlara getirerek bunu bozdu. Yoko Ono gruba tavsiyeler vermesi, Ono ve Lennon dışındaki grup elemanları arasında tansiyonu yükseltiyordu. Bir diğer problemi de artık müzikal anlamda kendini geliştiren George Harrison’ın bestelerine yeteri kadar yer vermemeleriydi.

İki disklik bu albüm de ötekileri kadar büyük bir ilgiyle karşılandı. Bu albümün diğerlerinden farkı, grubun her üyesinin kendine has tarzlarını kendi şarkılarında yansıtmaları oldu. Rolling Stone albümü “Bir çatı altında 4 solo albüm” olarak tanımladı. Albüm sonrası grup hiç birlikte röportaj vermeyip, televizyona çıkmamaya başladı.

Ayrılık

Grup üyeleri ile Paul McCartney arasında yeni menejer sorunu yaşandı. McCartney o zamanki eşinin babası Lee Eastman’i isterken, diğer grup elemanları Allen Klein’ı istiyordu. Klein en sonunda menejer olarak seçildi ancak 1971′de gruptan para çaldığı farkedildi. Grup en son konserini 1969′da izinsiz olarak bir çatıda verdi. Polis tarafından indirildikleri görüntüler Let It Be filmlerine de kondu. Grup 1969′da yine stüdyoda problemler yaşadıkları Abbey Road albümünü kaydetti. Aynı anda da Let It Be albümü kayıtları devam ediyordu. 20 Eylül 1969′da Lennon grup elemanlarına ayrıldığını söyledi ancak basına bir açıklama yapılmadı. 3 Ocak 1970′de George Harrison bestesi I Me Mine kaydedilmiş son Beatles şarkısı oldu ancak John Lennon bu kayıtlarda yoktu. Aynı yıl ilk adı Get Back olarak karar verilen ancak mix’i beğenilmemiş albüm en sonunda Let It Be olarak yayınlandı. Ancak bu grubun dağılmasını engelleyemedi. 10 Nisan 1970′de McCartney basın toplantısı ile grubun dağıldığını açıkladı.

Beatles sonrası

1970′de bütün Beatles üyelerinin solo albümleri yayınlanmıştı. 1973 tarihli Ringo adlı Ringo Starr albümünün bir parçasında üç Beatles üyesi, Starr, Harrison ve Lennon bir araya gelmişti. Albümde başka şarkılarda McCartney de yer almaktaydı. Bu albüm sonrası Beatles’ın yeniden bir araya geleceği dedikoduları başlamıştı.

1974′te Lennon ve McCartney stüdyoda kendileri için kayıt yaptılar ancak bir daha hiç buluşmadılar, bu kayıtlar da resmi olarak hiç bir zaman yayınlanmadı.

1980′de John Lennon bir otelin önünde vuruldu. Yaşayan diğer 3 Beatles elemanı All Those Years Ago adlı George Harrison şarkısında tekrar bir araya geldiler. Şarkı Lennon’ın anısına yazılmıştı.

1988′de grup Rock N Roll Ünlüler Salonu’na girmeye hak kazandı. Starr, Harrison ve Yoko Ono orada bulunmasına karşın Paul McCartney yaşanan problemler yüzünden oraya gitmeyi reddetti.

1995-1996 sırasında Beatles’ın gizli kalmış kayıtları Anthology 1,2,3 olarak yayınlandı. Ayrıca iki Lennon bestesi Free As A Bird ve Reel Love, Beatles’ın üç elemanı tarafından kaydedildi.

2001′de George Harrison gırtlak kanseri yüzünden hayatını kaybetti

2006′da George Martin ve oğlu Giles Martin, Cirque de Soleil’in “Love” gösterisi için orijinal Beatles kayıtlarını yeniden düzenledi. 2007′de McCartney, Starr, Lennon’ın eşi Yoko Ono ve Harrison’un eşi Olivia Harrison televizyonda bir araya geldiler.

The Beatles: Rock Band adlı bir video oyunun 9 Ekim 2009′da çıkması planlanmaktadır.

Üyeler

John Lennon (Gitar, Vokal): 1960 – 1970
Paul McCartney (Bas Gitar, Vokal): 1960 – 1970
George Harrison (Gitar, Vokal): 1960 – 1970
Ringo Starr (Bateri, Vokal): 1962 – 1970

Stuart Sutcliffe (Bas Gitar): 1960 – 1961
Pete Best (Bateri): 1960 – 1962

Grubun resmi web sitesi: www.beatles.com

http://tr.wikipedia.org/wiki/Beatles adresinden alıntıdır.

Black Sabbath – İngiltere

Black Sabbath`in elemanları bir işçi sehri olan Aston (Birmingham, İngiltere) da birbirlerinden bir mil uzaklıkta yetiştiler ama çocukluk arkadaslıkları pek de dostça değildi.Genç John Michael (Ozzy Osbourne) (3 Aralık 1948) mahallenin kabadayısı Frank Anthony (Tony Iommi) (19 Şubat 1948) tarafından eziyet görüyordu. Öte yandan Terrance Geezer Butler (17 Temmuz 1949) ise gizem ve fanteziye kurulu bir dünyada yaşayan fazlasıyla asi bir serseriydi. Üclüde müziğe birbirlerinden habersiz başladılar ve farklı gruplarda çaldılar, ama çaldıkları gruplar çabucak sönüyordu. Sonunda kendilerini davulcu William Bill Ward ( 5 Mayıs 1948 ) la birlikte aynı grupta buldular. 1967 de `Polka Turk`u oluşturdular. (Vokalde Osborne ,Iommi gitarda, bassta Butler, davulda Wards , ritmik gitarda Jimmy Philips ve saksofonda Acker.) Philips ve Acker sonradan atıldılar. Ve dörtlü kendisini Earth |Blues Company| olarak adlandırdı. Bu adı daha sonra kısaltarak `Earth` yaptılar. Blues ve rock müziği yapan grup bir çok yerel klüpte çalmaya basladılar ve hatta kendilerine küçük bir izleyici kesimi edindiler. 1969 `da Iommi Jethro Tull ile birlikte çalmak için gruptan ayrılmasına rağmen birkaç ay sonra yeni bir fikirle eski grubuna geri döndü. İnsanların korkmak için korku filmlerine para verdiren fenomenden etkilenen Iommi korkunç müzik yapmaya karar verdi. Tarihin değişimi başlıyordu. Butler’in gizeme olan ilgisi ile gazlanan grup esrarlı ve düşündürücü sözleri olan şarkılar müziği insana korku veren şarkılar bestelemeye başladılar. Wicked World ve efsanevi şarkılarından biri olan Black Sabbath’ı da içeren Black Sabbath albümünü 1930′ların Boris Karloff filmlerinden esinlenerek yine aynı isimle Black Sabbath olarak çıkarttılar. Sanırım kaderin tuhaf bir oyunu grubun gelişmekte olan kariyerini nerdeyse durduracak bir olay tam tersine çevirdi, grubu kendilerine özgün bir yere kavuşturdu. 1970 de daha kendi isimlerini taşıyan albümlerini çıkarmadan kısa bir süre önce Iommi bir iş kazası sonucu sağ elinin parmak uçlarını yitirdi. Solak gitarist hassas parmaklarıyla gitarin perdesine basmayı çok acı verici bulduğundan geçiçi olarak plastik parmaklık takmaya basladı , ayrıca daha alcak bir ses tonu vermek ve daha kolay çalmak için gitarin akordunu değiştirdi. Sonuç şarkılarının sözlerini yakalayan kasvetli, blues esintili temalarla birleşen derin, çamurlu ve boğuk bir sesti. Çoğunluğu Butler tarafından bestelenen şarkılar kötülük, şeytan, büyücülük ve savaş temalarına dayanıyordu. Black Sabbath 1970 de piyasaya çıktı ve İngiliz listelerinde 13. sıraya girdi. Arkasından 1971 de bunu gercek bir Heavy Metal albümü olan Paranoid izledi. Bu albümde Osbourne`un feryat eden vokellerinin dehşetli karışımı Iommi’nin akıcı, sürükleyici gitar rifleri Butler’ın gümbürdeyen bası ve Ward’ın coşkulu davulu albümü büyük bir ticari başarıya ulaştırırken War Pigs, Paranoid ve 99′da Grammy de “Best Metal Perfermance” alan Iron Man gibi heavy metal klasiklerini çıkarttılar. Paranoid isimli şarkı aslında Iommy’nin albümün sonunda kalan boşluğu kapatmak için aklındakı bir melodiyi diğer elemanlara söylemesiyle ortaya çıkmıştı.Parçaları gönderdikleri plak şirketi Paranoid’i o kadar beğendiki gruba bile haber vermeden albümün ismini Paranoid olarak değiştirdi. Paranoid İngiltere listelerinde 1 numara olurken, Amerika listelerinde 8 numaraya kadar çıktı. Takribi 1 sene listelerde yer alan albümle grup hem Atlantik’in iki yakasında mükemmel ve ateşli bir hayran kitlesi kazandı hem de platin plak aldı. Grubun şeytani armonik sesleri ve yaşam tarzları başta bahsettiğimiz tutucu organizasyonlar ve de aile grupları tarafından nefretle izlenmeleri sonucunu doğurdu. Bugüne kadar tüm üyelerinin çoğunluğunun sadık katolikler olmasına rağmen şeytanın kilisesi (Church of Satan) Black Sabbath’ın müziğini kucakladı ve grup üyeleri kendi baglı oldukları kilise tarafından şeytana tapmakla suçlandı. Alkol ve uyuşturucuya dayalı çılgın yaşantıları haklarındakı söylentileri iyice arttırdı ve grup dünyadaki milyonlarca anne ve babanın korkulu rüyasi oldu. Daha sonra aynı yıl Sweet Leaf adli haşhaş taraftarı Into The Void ve Children Of The Grave destanlarından oluşan Master of Reality adlı albumu 1971′in Ağustosunda çıkardılar. Master of Reality Amerikan listelerinde ilk ona girdi ve neredeyse bir sene bestseller olarak kalmayı basardı. `Volume 4` 1972′de yayınlandı. Los Angeles’taki Record Plant’ta kaydedilen albümdeki şarkı sözleri haşhaşin faziletlerini sürmekten kokainin yol açtığı deliliği anlatmaya dönüştü. Aslında bu grubun bir bakımada kendini anlatmasıydı. Bu albümde Supernaut ve Under The Sun gibi orijinal ötesi, güçlü sözlü şarkılara extra olarak melodik yönü ağır basan ve grubun müziksel simgelerinden biri haline gelen Laguna Sunrise ve Cornucopia enstrümentalleri yer alıyordu. Heavy Metal’in onaylı klasiklerinden birisi 1973′de yayınlanan Sabbath Bloody Sabbath, Killing Yourself To Live , Looking For Today ve en son Metallica tarafından coverlanan Sabbra Cadabra gibi tamamen aşmış şarkıları ile Sabbath’ın artık bir firma olduğunun kanıtı olup grup tarihinin zirve noktalarından biridir. Ancak şunu da söyleyebiliriz, bu Sabbath’ın son orijinal albümü ve son klasiğidir. 1975′deki Sabotage yarı istekli bir çaba olmasına rağmen grubun düzenleyiciliği , söz yazarlığındaki ustalıklarını ve yapımcılığını bir kez daha tüm dünyaya gösterdi. Synthesizers dünyasına talihsiz bir elektronik seyahatti, Techical Ecstasy( 1976) ve grubunda çöküş dönemiydi. Bir yandan grup üyelerinin kişisel yasantıları kontrolden çıkarken diğer taraftan iç gerginlik 8. albümü yazarken dayanılmaz bir hale gelmisşti. 1977′de Ozzy gruptan ayrıldı ve yerine eski Savoy Brown şarkıcısı Dane Walker getirildi. Never Say Die (1978) şarkısından kısa bir sure önce Ozzy gruba geri döndü ve bir sene sonra grubu temelli terk ederek 80 ve 90′larda basarılı bir şekilde tek başına kariyerini sürdürdü. (Kim ne derse desin harika bir solo kariyeri vardır.) Black Sabbath’ın geleceği pekte pembe gözükmüyordu. Eski Rainbow’un solisti Ronni James Dio’yu alan grup 80′lere Heaven and Hell ile ümit verici başladı. Ama Dio’nun 1982′de ayrılmasıyla vokalist pozisyonu bir döner kapıya benzemeye başladı. (eski Deep Purple Ian Gillan, Glenn Hughes ve Tony Martin) 1986′da Butler ve Ward dahi Black Sabbath terk etmişti. Sadece tek orijinal üye kalan lommi 1990′lara kadar albüm çıkarmaya devam etti. 1997′de Osborne, lommi ve Butler Ozzy nin Ozzfest Summer Fest turunda davulda Faith No More dan Mike Bordin’le tekrar sahnedeydiler. 4 Aralık 1997′de Ward Birmingham’daki NEC Konser Salonunda onlara katıldı. (1985′deki Live Aid de bir defalık şov ve 1992′deki kısa bir araya geliş sayılmazsa) bu 20 yıldan beri ilk kez orijinal Black Sabbath tarafından yapılan gercek bir şovdu. Bu şovda önemli noktalardan biriside Sabbath’in ilk günkü gibi heyecan ve istekle çalmasının yanısıra Iommy’nin gözlerindeki gurur parıltısıydi. Şov sonunda yıkılmamış bir komutan edasıyla Iommy, davulunun önünde eğilen Wards ve Ward’in elini öpen bir Ozzy dikkatlerden kaçmıcaktı. Şovdan seçilen ve canlı parçalardan oluşan album 1998′de piyasaya çıkarıldı (Reunion) ve bunu Dünya çapında hâlâ devam etmekte olan bir tur izledi. Grubun Reunion’da yer alan ve bonus olarak düşünülmüş Psycho Man artık ellili yaşlarını aşmış bu dinazorlarin son hitleri idi. Black Sabbath günümüzde hâlâ yaşanan geri kafalılığa bundan tam 30 yıl öncesinden seslenmiş bir gruptur. Şarki sözleri aşktan sevgiden bahsetmeyebilir, kabul belki çok agresiftirler ama onların çocuklukları, yaşamları, hayatın bu agresifliği içinde geçmiştir. Ozzy 8 kardesiyle aynı odada yaşayan, çocukluğunu aynı pantalonla tamamlamış okula gitmesi gereken yaşta Birmigham’in demir madenlerinde, şehir mezbahasında çalışmıştır. Onların hiç bir zaman konserlerinde civcivleri ezdikleri, inekleri patlattıkları görülmemiştir. Bu konuda kayda geçen tek olay Ozzy’nin bir turne dönüşü sabah öten bir horozu tekmelemesi ve bir konserde sahneye atılan bir yarasayı Ozzy’nin oyuncak zannedip ısırmasından ibarettir.

Grubun resmi web sitesi: http://www.black-sabbath.com/

http://tr.wikipedia.org/wiki/Black_Sabbath adresinden alıntıdır.

Pink Floyd – İngiltere

Pink Floyd, İngiliz progresif ve psychedelic rock grubu.

1964 yılında Syd Barrett (gitar), Roger Waters (bas gitar), Nick Mason (bateri) ve Rick Wright (klavye) tarafından kurulmuştur. Syd Barrett grup kurulduğunda Sigma 6 olan ismini iki blues ustası Pink Anderson ve Floyd Council’in isimlerini birleştirerek “The Pink Floyd Sound” olarak belirlemiştir. İlk zamanlar yerel bir kitleye sahip olsalar da kullandıkları görsel efektler ve sahne performansları ile kısa denilebilecek sürede ulusal kitleye sahip olmuşlardır. Kurulduğu zamanlar grupta Bob Klose adlı bir gitarist daha bulunmaktaydı. 5′li “Lucy Leave” ve “King Bee” şarkılarını kaydettiler ancak daha sonra grup bluestan uzaklaştıkça Bob Klose müzikal farklılıklar yüzünden gruptan ayrıldı.

İlk kayıtlar ve ilk albüm

Grubun ilk oluşumundan sonraki kayıtları ve çalışmaları psychedelic rock tarzından oldukça uzaktı. Ve grup o zamanlar ciddi anlamda dinlenen ve de beğeni toplayan Jazz müziğini, alt yapıları olarak benimsedi ve müziklerindeki bateri ve gitar alt yapılarını Jazz akorları üzerine kurarak başarı sağladı. Daha sonra kendilerini geliştirerek kendi müziklerini oluşturdular. Bunun ismi ne jazz ne de psychedelic rock’tı. Bu, dünyada ilk defa diğer müzik türlerinden farklılığını gösteren bir müzikti. Bu Pink Floyd gerçeğiydi. O zamanlar tüm dünya Pink Floyd’u konuşuyordu. Müzik otoriteleri bile ne yorum yazabileceklerini bilmiyorlardı.

Grup “psychedelic rock” tarzları ve görselleri çok iyi kullandıkları konserler ile Londra yer altının en önemli gruplarından biri haline gelmişti. 1966′da daha bir firmayla anlaşmamışken gazeteci Peter Whitehead’ın çektiği Tonite Let’s All Make Love in London belgeselinde şarkılarıyla yer aldılar.

1966′da ilk kez bir müzik şirketiyle anlaştılar. 1967′de Arnold Layne single’ı ile müzik dünyasına girdiler. 20. olan bu single’ı See Emily Play takip etti. Şarkı 6. olmuş ve grubu ünlü program “Top of the Pops”‘a çıkartmıştır. İlk albümleri The Piper at the Gates of Dawn bir şarkı dışında tamamen Barrett imzalıydı. Albüm İngiltere’de büyük bir başarı kazandı. Amerika’da albüm çok iyi satmasa da grup Jimi Hendrix ile beraber turneye çıkıp kendini tanıttı.

Syd Barrett’in ayrılışı

Kompleks bir sound’a sahip bu albümden sonra Syd Barrett ruh sağlığını gittikçe kaybediyordu. Stüdyolara katılmayan, konserlerde iyi performans göstermeyen Barrett’in yanında grup elemanlarının arkadaşı David Gilmour da gitara alındı. A Saucerful of Secrets grubun beş kişi ile yayınladığı tek albümdür. Ancak Barrett, sadece Jugband Blues adlı şarkıyı yazmış ve Remember A Day’de gitar çalmıştır. Sorunlarının artmasıyla sadece söz yazarı olarak grupla anlaşan Syd daha sonra gruptan ayrılmıştır.

Yeni Pink Floyd, grubun beyni Barrett’ten sonra kendilerini bulmak için stüdyoda uzun zaman geçiriyordu. Grup zaman zaman Careful With That Axe, Eugene gibi uzun ve deneysel şarkılar üzerinde çalışıyorlardı. Vokalleri ise Waters, Gilmour ve Wright üçlüsü değişerek yapıyorlardı. Grup 1969′da More filminin soundtrack’ini yaptılar. Albümde daha önceden yaptıkları bestelerin yanında film için özel besteler yaptılar.

Pink Floyd 1969′da ilk iki LP’lik albümleri Ummagummayı çıkarmışlardı. İlk LP’si 4 tane canlı performanstan ikinci LP ise grubun solo çalışmalarından oluşmuştu. İkinci CD’de bulunan solo şarkılardaki psychedelic özellikler hem dinleyiciler hem de eleştirmenler tarafından çok başarılı bulunmuştu.

Pink Floyd’un yükselişi

1970′de Atom Heart Mother yayınlandı. Grup albümün ilk şarkısını 23 dakikalık bir beste olan “Atom Heart Mother”ı bir orkestrayla kaydederek oluşturmuştu. Grubun üç elemanının da solo eserleri ve bir tane daha deneysel parçadan oluşan albüm Floyd’un o dönem en çok satan albümü olmuştu. Grup üyeleri daha sonra bu albümü beğenmemiş olsalar bile deneyselliği, ses efektleriyle Pink Floyd ile bütünleşecek elementlerin bulunduğu ilk albüm olmuştu. Floyd albümün başarısıyla ilk Amerika turnelerine çıkmıştı.

Grup 1971′de ilk dönemlerini anlatan Relics albümünü çıkardı ve Zabriskie Point albümüne şarkılar verdi. Aynı yıl içinde bulunan “Echoes” parçasıyla dikkat çeken Meddle yayınlandı. Ses efektlerin daha da dikkat çektiği albüm, grup tarafından da grupça çalıştıkları ilk albüm olarak görülmüştü. Albüm İngiltere listelerinde 3 numaraya kadar çıktı.

1972′de çıkan Obscured By Clouds, “La Vallee” adlı filmin film müziğiydi. Albüm bir önceki Meddle’a göre daha sade olmasıyla dikkat çekiyordu. Albüm eleştirmenler tarafından çok beğenilmese de ilk kez Amerika listelerine ilk 50′den giriyordu. Free Four şarkısı ise Amerika’da bir hit haline geldi. Şarkı daha sonra çok konu olacak Roger Waters’ın babasıyla ilgiliydi. Albüm Waters gruptan ayrılana dek David Gilmour’un son yazdığı sözleri içeriyordu.

Dark Side Of The Moon

1973 yılında çıkardıkları Dark Side Of The Moon adlı albüm 40 milyondan fazla satarak dünyanın en çok satan rock albümü olmuştur. Bu albümle beraber grubun basçısı Waters’ın grupta egemenliği daha ön plana çıkmıştır. 1969′dan beri İngiltere’de single yayınlamayan Pink Floyd bu albümden Money şarkısını yayınlamış ve bir numaraya oturmuştur.

Albüm diğer Pink Floyd albümlerine göre büyük farklılıklar içeriyordu. Saksafon kullanımı ve Wright’ın piyano stili bazı parçalara bir caz havası katıyordu. Albümde bayan vokalistler yer alıyordu. Grup elemanları arkadaşlarıyla günlük hayatın sorunlarını tartışmış ve bu kaydettikleri ses kayıtlarını albümde kullanmıştı. Şarkıların da her biri arı bir konuya odaklansa da albüm bir konsept olarak insan hayatını temel alıyordu.

Albümün başarısı A Nice Pair (İlk iki albümün birlikte olduğu bir toplama), Syd Barrett (Barrett’in iki albümünün beraber olduğu bir toplama) ve Pink Floyd: Pompeii Konseri gibi materyallerin yayınlanmasına neden oldu. Bu toplamalar Pink Floyd’un ilk dönemlerini de yeni dinleyicilere daha yakından tanıttı.

Wish You Were Here

1975′te Wish You Were Here piyasaya çıktı. Albümde yer alan Shine On You Crazy Diamond ve Wish You Were Here Barrett’ın anısına yapılmıştır. “Shine On You Crazy Diamond” içindeki slide guitar ve psychedelic havayla Barrett günlerine bir gönderme yapıyordu. Şarkının sonunda Rick Wright See Emily Play’den bir bölüm çalıyordu. Diğer şarkılar ise müzik endüstrisine karşı bir eleştiriydi.

Albüm kayıtları sırasında Syd Barrett stüdyoyu ziyaret etmişti ancak grup elemanları fiziksel olarak değişmiş Syd Barrett’i tanımamışlar, tanıyınca da gözyaşlarına boğulmuşlardı. Ona besteledikleri şarkıları dinletmişlerdi ve daha sonra Barrett stüdyodan ayrılmıştı. Bu grubun Barrett’i son kez gördüğü andı.

Roger Waters dönemi

Bu albümden sonra Pink Floyd çalışmalarına iki yıl ara verdi. 1977′ de yine bir Harvest yapımı olan Animals’ı piyasaya çıkardılar. George Orwell’in ünlü eseri Hayvan Çiftliği’ne nazireten, çeşitli kişilik yapılarının birer hayvan olarak sembolize edildiği albüm oldukça ilgi çekti. Bir Gilmour / Waters şarkısı dışında her şarkı Roger Waters’a aitti. Aynı yıl haziran ayında bir ABD turu yaptılar. Turnede albüm kapağında da kullandıkları büyük domuz da konserlere çıkıyordu.

Turnede bir hayranıyla kavga eden Roger Waters kafasında seyirciyle kendisinin arasına bir duvar örme düşüncesini yaratmıştı. Daha sonra konsepti geliştirerek bir insanın tüm insanlara karşı olması olarak büyütmüştü. Animals’ ın ardından 1979 yılında piyasaya çıkan The Wall bu konuları işleyen Pink Floyd’un bir diğer önemli albümüdür. Bu albümde “Pink” adındaki bir karakterin doğumundan itibaren olan süreç incelenmiş, savaş, babaya duyulan hasret, eğitim sistemi, aldatma gibi konular işlenmiştir. Aynı ismi taşıyan bir filmi de vardır.

Albümün kayıtları sırasında Waters egemenliği eline almıştı. Albümde olması gerekenler yüzünden grup elemanlarıyla kavga ediyordu. Özellikle albümde Rick Wright’ın katkısı çok azdır. Tüm bu kavgalara rağmen Another Brick In The Wall (Part 2) ve Comfortably Numb gibi şarkılar büyük başarı kazanmıştı. Albüm kayıtları sonrası Wright gruptan ayrılmış ancak konserlerde bir turne müzisyeni olarak çalmıştır.

1983′te, The Wall’dan artan parçalar ile yapılan The Final Cut, aynı zamanda grubun bir kriz içerisinde olduğunun açık göstergesi olmuştur. Roger Waters’ın, Rick Wright’ın albümde çalmasına izin vermemesi ve Nick Mason’ın albümdeki bazı parçalarda çalmasını istemeyişi sonucu kavgalar yaşanmış, David Gilmour da sadece tek parça seslendirmiştir. Gilmour, Waters’a albüm için besteler yapabilmesi için albümü geç yayınlamasını teklif etmiş ancak Waters bunu kabul etmemiştir.

Albüm savaş karşıtı bir albümdü ve bir çok yönden The Wall albümünü hatırlatıyordu. Albüm eleştirmenler tarafından beğenilse de diğer Pink Floyd albümleri kadar iyi bir satış başarısı kazanamadı. Albümün turnesi de yapılmadı ve grup elemanları solo çalışmalar için Pink Floyd’dan bir süre uzak kaldılar. Bir süre sonra Roger Waters ile David Gilmour arasındaki anlaşmazlık sonucu Roger Waters grubu dağıttığını açıkladı. Ancak David Gilmour Pink Floyd adını devam ettirmek istedi ve davayı kazandı.

David Gilmour dönemi

1983′ten sonra 1994′e kadar grup elemanlarının solo albümleri yayınlamakla beraber, 1987 yılında Roger Waters olmadan yaptıkları ilk albüm olan A Momentary Lapse of Reason piyasaya çıktı. Ancak Roger Waters’ın grubu dava edeceği yönündeki tehditleri sonucu, albümde Pink Floyd adı altında sadece David Gilmour ve Nick Mason çalmış, Rick Wright ise albümde çalan diğer sanatçılar arasında gösterilmiştir. Albümde dışarıdan bestecilerle beraberle çalışılmış ve grup bu yüzden eleştirilmişti.

Grup 1992′deki La Carrera Panamericana filmi için Dark Side of the Moondan bu yana ilk kez beraber beste yaptılar. 1994′te David Gilmour, Wright ve Mason The Division Bell albümünü yayınladılar. Bu albüm çıkışından iki hafta sonra ABD’ de 1. sıraya yükseldi. Şarkı sözlerinin çoğunu Gilmour kız arkadaşı Polly Samson ile yazmıştı. Pink Floyd aynı yıl içinde iki CD’den oluşan P•U•L•S•E adlı konser albümünü çıkardı. 1995′te ise “Marooned” ile tek Grammy ödüllerini kazandılar.

Son çalışmalar

Grup 1996′da “Rock ‘N Roll Hall of Fame”e girmeye hak kazandı Törende Roger Waters bulunmadı. 2000′de Is There Anybody Out There? The Wall Live 1980-81 konser albümü ve 2001′de best of Echoes yayınlandı. 2003′te Dark Side of the Moon yeniden yayınlandı. 2004′te ise Nick Mason “Inside Out” isimli Pink Floyd kitabını yazdı.

Gilmour, Mason ve Wright 2003′te ölen menejerleri Steve O’Rourke için birleşip “Fat Old Sun” ve “The Great Gig In The Sky”‘ı cenazede çaldılar. 1981 yılındaki Earls Court (Londra) konserinin ardından bir daha sahnede birlikte görülmeyen grubun orijinal kadrosu ise 2 Temmuz 2005 tarihinde Londra Hyde Park’ta düzenlenen Live 8 yardım konserlerinde bir araya geldi ve “Breathe”, “Money”, “Wish You Were Here” ve “Comfortably Numb” parçalarını canlı olarak çaldı.

Grup 2005′te “İngiltere Hall of Fame”e girmeye hak kazandı. Gilmour ve Mason orada bulundu. Wright ameliyat olduğu için katılamazken, Roger Waters Roma’da olduğu için videosuyla törene katıldı.

Grup kurucularından Syd Barrett, 7 Temmuz 2006′da hayatını kaybetmiştir. 2007′de ise onu anma konserinde Roger Waters sahne almıştır, konserin sonunda ise sürpriz olarak Gilmour, Mason, Wright Arnold Layne’i çalmışlardır. Gecenin son şarkısında tüm konuklar beraber “Bike”ı söylemişlerdir ancak Roger Waters, diğer Floyd üyeleriyle sahneye çıkmamıştır. Son olarakta Rick Wright 15 Eylül 2008 yılında hayatını kaybetmiştir. Grup şu an David Gilmour ve Nick Mason ile yoluna devam etmektedir.

Grubun resmi web sitesi: http://www.pinkfloyd.co.uk

http://tr.wikipedia.org/wiki/Pink_floyd adresinden alıntıdır.

Over the Rainbow Bükreş konserinden görüntüler!

Over The Rainbow kim mi? Eski Rainbow üyeleri tekrar bir araya geldiler. Grup elemanları da;

Joe Lynn Turner (RAINBOW 1980-1984) – Vokal
Bobby Rondinelli (RAINBOW 1980-1983) – Davul
Greg Smith (RAINBOW 1994-1997) – Bas
Jürgen “J.R.” Blackmore – Gitar
Paul Morris (RAINBOW 1994-1997) – Klavye

Grubun Romanya, Bükreş’te 4 Eylül’de sergilediği performanstan görüntüleri burada izleyebilirsiniz.

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes